Nükleer Alaturka pişmeye devam ediyor!

5.4.2017

Can Candan RC 87’ın yapımcılık ve yönetmenliğini yaptığı Nükleer Alaturka belgeseli pişmeye devam ederken, benim de çorbada tuzum olsun diyenler için crowdfundingkampanyası Indiegogo’da!

1986’da Çernobil felaketini İstanbul’da yaşadıktan sonra, 1995'teki ilk Akkuyu (Mersin) ziyaretinden beri Türkiye'de nükleer ile ilgili bir filmin hayalini kuran yönetmen ve yapımcı Can Candan RC 87, Nükleer Alaturka projesi öncesinde toplumsal sorunlara dikkat çeken üç uzun metraj belgesele imza attı: Duvarlar-Mauern-Walls (2000), 3 Saat: Bir ÖSS Belgeseli (2008), Benim Çocuğum (2013).
 


Mezunumuz Can Candan’a destek olmak ve ‘Nükleer Alaturka’ benim de filmim olsun demek için: https://igg.me/at/nuclearallaturca

Konu ile ilgili detaylı bilgi almak için can@nuclearallaturca.com adresine mail atabilirsiniz.

 

Nükleer Alaturka, Türkiye’de nükleerin bazen sarsıcı, bazen trajikomik ve çoğu
zaman da absürd hikayelerini anlatan, gelişme aşamasındaki bir uzun metraj belgesel
film projesidir.


Neden “Nükleer Alaturka”?
Türkiye nükleer tarihi boyunca ilk kez bu kadar keskin bir yol ayrımında: Ya nükleer enerji üreten bir ülke olacak ya da Almanya gibi ileri teknoloji sahibi ülkelerin yaptığı gibi nükleer sevdadan vazgeçecek. Türkiye ilk nükleer santralini Mersin- Akkuyu’ya kurmak için Rusya (bkz. Çernobil, 1986), ikinci nükleer santralini ise Sinop-İnceburun’a kurmak için Japonya (bkz. Fukuşima, 2011) ile anlaşmış durumda.

Sadece ekolojistler değil, amacı nükleer enerjiyi yaymak olan Uluslararası Atom
Enerjisi Ajansı bile Türkiye’nin nükleer altyapısının yetersiz olduğunu söylüyor.
Fukuşima nükleer felaketinden sonra yapılan anketlere göre ise halkın en az yüzde 65’i Türkiye’de nükleer santral kurulmasına karşı çıkıyor.

Tam da bu yol ayrımındayken, “Akkuyu Nükleer” reklamlarının gözümüze sokulduğu, şirketin okullarda bile nükleer propaganda yaptığı bir dönemde, “Peki, biz bugüne nasıl geldik?” sorusunu sormak, nükleer enerjiyi tartışmaya açmak, geleceğimizle ilgili verilen kararlarda söz sahibi olmak adına Türkiye’nin bazen sarsıcı, bazen trajikomik ve çoğu zaman da absürd nükleer hikayelerini anlatmak için yola çıktık. Amacımız çok geç olmadan bu tartışmayı kamusal alana taşımak; Türkiye’nin üstü kapatıldığı için pek bilinmeyen nükleer tarihini anlatmak, nükleere karşı farkındalık yaratma çabalarını güçlendirmek.

Karşımızda propaganda için ayırdığı milyonlarca dolar sayesinde sesini çok daha gür çıkarabilen bir nükleer lobi varken bizim ses çıkarabilmemiz ve farkındalık yaratabilmemiz ancak ve ancak sizlerin bu projeyi sahiplenmesi ve desteklemesi ile mümkün. Gelin, sizin desteklerinizle bu belgeseli hep birlikte yapalım!



Biz Kimiz?
1995'teki ilk Akkuyu ziyaretinden beri Türkiye'de nükleer ile ilgili bir filmin hayalini kuran yönetmen ve yapımcı Can Candan, Nükleer Alaturka projesi öncesinde toplumsal sorunlara dikkat çeken üç uzun metraj belgesele imza attı: Duvarlar- Mauern-Walls (2000), 3 Saat: Bir ÖSS Belgeseli (2008), Benim Çocuğum (2013). 2015’te Berlin'de düzenlenen "7713 Türkiye’de Direnişin Sanatı” sergisinin küratörlerinden Christian Bergmann ve Surela Film'den 5 Nolu Cezaevi (2009), Benim Çocuğum (2013) ve Bakur (2015) gibi ses getiren belgesellerin yapımcısı Ayşe Çetinbaş projeye yapımcı olarak dahil oldu.

Türkiye’nin nükleerle imtihanını ele alan “Beni Akkuyu’larda Merdivensiz Bıraktın” (2015) kitabının yazarı Filiz Yavuz, ekibe danışman ve araştırmacı olarak, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Bölümü öğretim üyesi İlke Ercan ise bilimsel danışman olarak katıldı.

Penguen dergisindeki "Her Şey Olur" köşesi ile tanınan Cem Dinlenmiş'in çizer
olarak dahil olduğu filmin yardımcı yönetmenliğini Selen Çatalyürekli, yardımcı
yapımcılığını ise Arda Çiltepe üstlendi. Filmin görüntü yönetmenliğini MeryemYavuz, ses yönetmenliğini Oğuz Kaynak ve kurgusunu da Özcan Vardar yapacak. Nükleer Alaturka belgeseli, sadece bu isimlerin değil, filmin hayata geçirilmesini önemseyerek yapım sürecine dahil olan ve destek veren pek çok kişinin ortak emeğiyle yürütülüyor.

Nasıl bir film olacak?
1986’da “Çernobil bulutları” tepemizden geçerken Türkiye’de siyasi liderler,
radyasyonun sağlığa olumsuz bir etkisi olmadığını iddia ederek halkı radyasyonun tehlikeleri konusunda aldatmaya çalışmışlardı. “Biraz radyasyon iyidir”, “Radyoaktif çay daha lezzetlidir”; “Radyasyon kemiklere yararlıdır” gibi söylemlerin “alaturkalığı” ve absürdlüğü, Türkiye'nin 1930’lardan bu yana yazılmakta olan nükleer tarihindeki hikayeler ile birleşince ortaya trajikomik bir belgesel çıkıyor.
Nükleer Alaturka’da bu pek bilinmeyen yerel ve küresel hikayeleri tanıklardan, uzmanlardan, aktivistlerden ve politikacılardan
dinleyeceğiz. Nükleer Alaturka’yı görsel-işitsel arşiv malzemeleri, Cem Dinlenmiş’in animasyonları ve Mozart'ın mehter marşından esinlenerek bestelediği söylenen "Rondo Alaturka”sı ya da "Türk Marşı" ile seyirciyi kâh düşündüren, kâh güldüren, kâh hayret ve dehşet içinde bırakan bir belgesel olarak tasarlıyoruz.

Nükleer Alaturka kampanya videosu: https://vimeo.com/157448082#at=1

© 2017 ROBERT KOLEJ MEZUNLAR DERNEĞİ